Yulaf kepeği, patates kızartmasına karşı!

Sağlıklı gıda konusuna özel bir merakım yok. Meyve-sebzeyi mevsiminde tüketmeye, eve zararlı/katkılı besinler sokmamaya, Rüzgar’ın okulundaki yemek listesini takip ederek aldığı vitamin, protein, karbonhidrat dengesini gözetmeye gayret ediyorum elbet. Zamanında Rüzgar bebekken anne sütünden yoğurt yapma türü çılgınlıklara da girmedim mi, girdim ama kısa zamanda çıktım o ruh halinden :)  Bazı tabularım da var: Okumaya devam et

Kul sıkışmadıkça hızır yetişmezmiş :)

Bazen writer’s block denilen rahatsızlığa kapılıyorum. Writer’s block durumu, genelde kendini haddinden fazla kritize eden yazarlarda, yeni bir şey yazamama halinin verdiği baskı olarak açıklanabilir. Kaba tabirle, af buyurun, yaratma kabızlığı da denilebilir :) Dünya Tiyatro Tarihi ve Kuramları hocamız Prof. Dr. Murat Tuncay  şöyle derdi: Okumaya devam et

Bir zamanlar bir leylek hikayesi vardı… Ne güzeldi…

Her ebeveynin maruz kalmaktan korktuğu, karşılaşmamak için kırk takla attığı sorular vardır ya… Beni yakından takip edenler zaten bu konudaki zafiyetimi bilirler. Rüzgar da, non-stop konuşan bir tip olduğundan bana bayağı zihin jimnastiği yaptırıyor sağ olsun. (Beyin jimnastiği nasıl yapılır? Sudoku çözmeden veya buğday çimi yemeden de alzheimer geciktirilebilir mi merak ediyorsanız Okumaya devam et

Elalemin ağzı torba değil ki… (Bu yazı çok çocuklu ailelere adanmıştır :) )

Rüzgar, okul çağına yaklaştığından beri ilgi alanım oldukça değişti. Çoğumuz öyleyiz sanıyorum, emekleme meselesi bitti, yürüme, o bitince ek gıda, sonra tuvalet eğitimi… Tüm bunların pedagojik boyutları… Derken derken, her an gündemimiz farklılaşıveriyor.  Genel meraklarım dışında da, her zaman çok okuyan, çok araştıran, çok konuşan biri olduğumdan bir gıdım ondan, biraz buradan şeklinde, hemen hemen her konuda bilgi sahibi olmaktan hoşlanırdım zaten. Annelikle birlikte yelpaze o kadar genişledi ki, sürekli bir yetersizlik hissi içindeyim. Üstelik çocuk eğitiminde teorik yaklaşım olarak ortalarda görüyorum kendimi. Yani akımlara, kitaplara, sihirli yöntemlere çok bel bağlamıyorum ama arada hoşuma giden, aklıma yatanları deniyor, genelde de meyvelerini topluyorum. Tabii zihinsel açıdan sebzeden biraz hallice olduğum lohusalık dönemimi bunun dışında tutuyorum, çünkü Okumaya devam et

Utanmadan kendi kendimi “like” ediyorum :)

Sayın Seyirciler, pardon, okuyucular;
Söze nasıl başlayacağımı bilmiyorum. Hayatta en korktuğum şeylerden biri, Facebook’da, Instagram’da kendi fotoğrafını like eden insan modeli olarak görülmek :) Veya günün 12 saati, kendine gelen övgü tweetlerini retweet edecek derecede megalomaninin pençesine düşmek. Ama paylaşmaktan da alıkoyamıyorum kendimi, zira blogger olmak biraz da ölümsüzlüğün peşine düşmek değil mi?

Neyse, uzun lafın kısası, Okumaya devam et